Merakı Yönet -Yönetici Ol
İnsanlar kaynağına ender rastlanır şeylere değer verir
Yaşamın garip denge dinamikleri üzerine kurulu olduğunu fark ederiz bazen. İşte o zamanlar “tüh” deriz, “keşke zamanında…” deriz, “bir bilseydim, bir fark etseydim” diye hayıflanırız. Bu tür durumlar travmatik bir anın sonrasında değerler göstergesinin alt üst olmasından kaynaklanır. Bir şeyin değerini kolayca ulaşılabilirken fark edememenin gıyabında anlaşılması durumudur açığa çıkan. İnsanoğlu genel itibari ile kolay ulaşılabilir şeylerin ehemmiyetsizliği fikrine sahiptir. Bazı istisnalar da vardır tabii; hiç kimse herkesin hayatta ilk ve en önce sahip olduğu anne şefkatinin değersiz olduğunu telaffuz edemez , ya da dünya yüzeyinin üçte ikisini kaplayan su kütlesinin değersizliği asla söz konusu olamaz. Lakin biraz dikkatle gözlendiğinde, bu tür kolay ulaşılan değerlere karşı bile çok insaflı olmadığımızı fark etmek mümkündür.
Duygular ve ilişkiler de “değerlilik – değersizlik” seviyelerini bu yöntemle oluştururlar. “Kaynağına ender rastlanır olan” çok değerlidir ama her yerde bulabileceğinizin değerli olmadığı fikrini hep benimsemişizdir. Klişeler, hep var olanlar daha iğreti ve sevimsiz görünür gözümüze ama yeni, farklı ve orijinal olana hayranlığımız, gösterdiğimiz dikkat daha bir üst perdedendir. İnsanoğlunun bu garip yaklaşım tarzını yerden yere vuracak bir sürü söylem geliştirilebilir ama bu muhafazakârlık biçimini göstermek “değişime her zaman açık ol!” söylemini kendisine düstur edinmiş birisine yakışmaz kanımca. Değişmek, yenilenmek ve esnek olmak da insanoğlunun önemli erdemlerindendir. Burada akılda tutulması gereken sadece hiçbir klişenin durup dururken klişe olmadığı gerçeğidir.
Günlük yaşamımızda önemli yer tutan ve onlarla yaşamımızı kolaylaştırdığımız ama artık kolay ulaşıldığı için değerini ve varlığını fark edemediğimiz klişelerden bahsetmeyeceğim bu yazıda. Kendi yaşamsal değerlerimiz ve klişelerimiz ile ilgili göstereceğiniz düşünsel çabanın günlük yaşamımızı nasıl kaliteli hale getirebileceğini de anlatmayacağım. Burada bahse konu olacak şey toplumsal olarak “klişe negatif” bir duygumuzun aslen pozitif doğrultuda kullanılmasının kazandıracağı şeylerdir.
“İnsanın başına ne gelirse meraktandır” . Bu sözü sarf eden bilge kişinin ne anlatmaya çalıştığı ile ilgili tam bir fikrim yok aslında ama toplumsal olarak “başına bir şey gelmek” fiili biz de kötü şeyler çağrıştırır hemen. Oysa insanın başına gelen her şey kötü de olamaz. Geçmiş nesillerin deneyimleri çoğunlukla haklı olarak bu ve buna benzer deyimlerle “merak” duygusunun başa iş açıcı, kerih, sıkıntı oluşturan abes bir duygu olduğu fikrini bize kadar ulaştırmıştır. Gerçekte burada bahsedilen merak “tecessüs” kelimesi ile daha açık ifade edebileceğimiz gizli olanı ve kişilerle ilgili olanı merak edip araştırma eğilimidir. Tecessüs merak duygusunu farklı ve olumsuz sayılabilecek biçimde kullanma biçimdir aslen. İnsanlar, durumlar ve gereksiz şeylerle ilgili duyulan bu merak türüne verilen bu anlam merak duygusunun tamamen olumsuz anlaşılmasına sebep olmuştur çoğunlukla.
Merak duygusunu bizim toplumuzda değersiz kılan şeylerden birisi de genel itibari ile çok meraklı bir millet olmamızdan kaynaklanır. Çok olanın değerli sayılmadığı durum burada da çalışır ve maalesef merak duygumuzun bu kadar yoğun olmasının bize neler kazandırdığını da fark edemeyiz.
Merak methedilecek bir yaşam becerisidir.
Merak öğrenmenin birinci önceliğidir aslen. Buradan yola çıkarak küçük bir zincirle merakın hayatın en önemli gerekliliklerinden olduğu kolayca ispatlanabilir. Şimdi çocukluk, öğrencilik, amatör ruh, inovasyon, üretici zeka ve çok yönlü bakmak kavramlarını merak ekseninde yeniden değerlendirmenizi istirham ediyorum. Bunun için göstereceğiniz çabanın işiniz ve ilişkileriniz hakkında çok yeni fikirler vereceği muhakkaktır. Çocukların öğrenme ve keşfetme gücü merak sayesindedir, bir şeyi fark etmek gerekli olan üç boyutlu düşünme modeli de merakla bağlantılıdır, hevesli olmak ve çalışmak, dikkatli olmak ve yoğunlaşmak hep merakın ayrılmaz ikilileridir.
İnsan kaynakları yöneticileri ile referans yeteneklerden birisidir aslen “merak” yetisi. Ama maalesef merak yetisini test edebilmek için görüşme usullerine eklenebilmiş çok fazla model de yoktur. Oysa zeki olmak ama meraksız olmak kâfi değildir, yetenekli olmak ve beraberinde ilgisiz olmak, akıllı olmak ama yeterince dikkat gösterememek kimseyi sonuca götürmez. Fark edildiği üzere “merak” günlük yaşamda ve çalışma hayatında etkin gerekliliği olan ve katalizör etkisine de sahip çok gerekli bir duygudur.
Yıllar önce çalışma hayatına yeni başladığım zamanlarda yöneticilerin gözlerinin içine dikkatle bakan personellerinden çok hoşlandıklarını ve onlarla çalışmaktan keyif aldıkları gibi onlara güvenerek sorumluluk verdiklerini fark etmiştim. Bu durumun anlamı “yöneticilerin meraklılardan hoşlanması” anlamına geliyor aslen. Aynı dönemde yöneticilerin her şey ile ilgili fikir yürüterek sürekli kendini ön planda tutan zeki karakterlerden pek hazzetmediklerini de fark ettim. Bunun hakkında çokça gözlem yapıp düşünme fırsatı bulduğumda yöneticilerin meraklılara karşı ilgilerini de fark etme fırsatı bulmuştum. Meraklı personeller iyi ve dikkatli dinleyiciler oldukları için yöneticilerinin, iş arkadaşlarının ve müşterilerinin rahatlamasını sağlıyorlardı daha harika olanı meraklı kişiler muhataplarını rahatlattıkları gibi onlara aidiyet duygusu da veriyorlardı. Şimdi bunu açıklayalım; İnsanlar öğretmekten ve yetiştirmekten her zaman haz duyarlar. Bununla beraber öğrencilerini sever ve sahiplenirler, onlarda gördükleri gelişme büyük bir haz verir. Bu yüzden yöneticiler ve müşteriler isteklerinin merakla dinlendiği fark ettikleri anda yöneticilik vasfından öğretmenlik vasfına geçerler, bu oldukça yakınlaştıran duygusal bir haldir. Bu duygusal hal iyi bir ilişkinin de tesisine yardımcı olduğu gibi görevi tarif eden kişi süreci takip etmekten ve olumlu sonuç almaktan daha fazla mutluluk duyacaktır. Üstelik olumsuz sonuçlar da daha esnek değerlendirilebilir bu halde. Bu garip bir şekilde bağlanma ve aidiyet oluşturan bir durumdur. Yöneticiler gelişimini sağladıkları personellerine aidiyet duygusuyla bağlanırlar ve müşteriler de böyle.
Patronlar ve müşteriler meraklı sever
Şimdi iki farklı profili yönetici ya da müşteri olarak zihninizde canlandırmanızı istiyorum. Birinci profil ne dediğinizi tam olarak dinlemeden kendi dahiyane fikirlerini söylüyor ve sizin her fikriniz ile ilgili “ben bunları zaten biliyorum” kabiliyetini sergiliyor, ikinci kişi sizi dikkatle dinliyor arada kısaca sizin fikirleriniz destekleyen kısacık cümleler sarf ediyor. Arada ilginç olan kısımları “evet şundan dolayı haklısınız” ünlemleri ile destekliyor ve en sonunda istediğiniz şeyin kısaca özetlenmiş halini size kısaca aktarıyor. Hangisi profile yakın hissettiniz kendinizi ve düşünün ki her iki profilde verdiğiniz görevi iyi şekilde neticelendirdi hangisi ile devam etmeyi tercih ederdiniz. İyi bir çalışan, iyi bir takım elemanı ve iyi bir pazarlamacı olmanın da merak duygusuna ihtiyaç hissettiği apaçık ortadadır.
Aynı zaman diliminde fark ettiğim ikinci şey de yöneticilerin de merak duygularını aktif biçimde kullandıklarında iş motivasyonu ve ekip ruhunu çok farklı bir hale getirebildikleriydi. Sürekli buyurgan ve kendi fikirlerini direkt olarak empoze etmeye çalışan ve yarı ilgili bir lider yerine gözlerini kocaman açarak sizin fikirlerinizi dikkatle dinleyen bir yönetici hazırladığı projeyi sunarken verirken daha fazla keyiflendirir insanı. Ve yeni projeler hazırlamak için daha fazla motive eder. Aslen bu tür yöneticilerin bu modelle kendi kurumlarındaki düşünce gücünü çok üst seviyede kullandığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Çalışanlarının kendi işleri ile ilgili sürekli fikir ürettiği kurumlar her zaman yenilenmeye açık ve güçlü olarak kalırlar. Lakin bu durumu sağlamanın ilk kuralı çalışanların ve yöneticilerin meraklı olmasıdır.
Henüz merakı duygusunu geliştirmek için özel çaba sarf eden hiç kimseyle karşılaşmadım ama sanırım herkesin meraklı olmak hakkında ne düşündüğünü bir kenara bırakıp daha fazla meraklı olmayı sağlamanın bir yolunu bulmak gerek. Meraklı kişilerdeki azmin ve enerjinin, keşfetme yeteneği ve yaşamdan haz alma biçimlerinin herkese mutluluk vereceği muhakkaktır. Ama bunun için merak duygularımızın doğru biçimde eğitilmesi gerek sanırım.
Merak dolu mutlu günlere.



