İnsanların hüsrana uğramamaları için Allah c.c.’ ın önerdiği üçüncü şey inananların birbirlerine karşı hakkı ve sabrı tavsiye etmeleridir (Asr Suresi). İslamın insanlara ulaştırılması ile ilgili (tebliğ) modeli de iletişim esaslarını zorunlu kılan bir başka gerekliliktir. İnsanların kabile kabile, ırk ırk yaratılışlarını “birbirinizle tanışıp anlaşasınız diye” açıklayan Kitab-ı Hak’ da (Bakara Suresi) insanlar arasındaki beşeri üstünlükler ile beraber iletişim ve uzlaşmanın da işaretçisidir. Dünyadaki bütün din, öğreti ve toplumsal yasaların hepsi “doğru insan” hedefini çizerken etrafındaki diğer insanlar ve canlı-cansız şeylerle kaliteli ilişkiler kurmayı öğütler. Bunu doğru insan olmanın yolu doğru iletişim kurmaktan geçer şeklinde anlamak pekala mümkündür.
İletişim gücünü “sözü sohbeti dinlenir” olmak, “feraset sahibi” olmak ile açıklamak günümüz kişisel gelişim stratejilerinin sunduğu soğuk yaklaşımdan bizi kısmen daha uzaklaştırarak bu konuya daha aklı selim yaklaşmamızı sağlayacaktır sanırım. Doğru insan olabilmek için doğru iletişim kalıplarını öğrenmek bütün insanlar için bir zorunluluktur. Aslen her birimiz yaşarken bu iletişim eğitiminden doğal bir yolla geçiyoruz lakin bazen bunun bizi olgun bir iletişimci haline getirmesi o kadar uzun zaman alıyor ki ömrümüz kifayet etmeyebiliyor. Dünyayı anlamamış ve anlaşılamamış birisi olarak yaşamımızı devam ettirmek hiç birimizin hak etmediği bir bahtsızlıktır. O halde kuralları kısmen belirginleştirilmiş temel iletişim kurallarını bilmek “doğru insan” olmak konusunda her birimizin gösterdiği çaba konusunda bize kolaylıklar sağlayacaktır.
“İletişime geçin” başlıklı ilk yazımızda iletişimin temelini oluşturan duyular ve duygularla ilgili temel duyusal prensiplerden ve insan modellerinden bahsetmiştik. O halde hadi doğru insan, doğru iletişimci olabilmemiz için dikkat edilmesi gereken başka bazı kurallardan bahsedelim şimdi de.
İnsanlar başkalarında kendilerini ararlar ve kendilerine benzer buldukları kimselerle daha kolay iletişim kurarlar.
İnsanlarla anlaşmak için ortak noktalar arandığı hepimizin bildiği ve sık kullandığı bir bilgidir. Lakin iletişim kurarken bu bilgiden bilinçli olarak hiç yararlandınız mı bilmiyorum. Farkında olmadan doğal yollarla öğrendiğimiz bu bilgiden istifade ederiz bazen, hatta insanların birbirleri ile tanışırken sordukları sorularda (nerelisin, nerde oturursun v.s.) aslında hep bu bir benzerliğe ulaşmak istediklerini de fark etmişsinizdir. Doğru ve profesyonel iletişimciler iyi bir iletişim kurmazdan önce muhatapları ile ortak yönlerini bulup çıkarırlar ve bundan sonra asıl konuya geçmeyi tercih ederler. Eğer muhatabınızla ortak yönleriniz varsa onunla anlaşmak artık daha kolay bir hale gelmiş demektir. Kendinizi hiç tanımadığınız birisinden kendiniz yada bir başkası için bir iyilik istemek (hakkı tavsiye etmek) için konuşurken hayal edin, eğer muhatabınızla hiçbir ortak yönünüz yoksa ondan bunu istemek bir hayli zorlaşacaktır lakin onunla tanışma esnasında benzer bir ortak geçmişe veya özelliğe sahip olduğunuz anlaşılırsa (örneğin aynı memleketten olmak, aynı okuldan mezun olmak hatta aynı tür tatlılardan hoşlanıyor olmak bile) söyleyeceğiniz şeylerin daha kolaylaştığını fark edersiniz. Bu yeteneğinizi geliştirdiğinizde her dili konuştuğunuzu ve dilinizle her kapıyı açabildiğinizi fark edeceksiniz. Dil ; o ne güçlü silah ve ne etkili bir anahtardır bir bilseniz.
Haklı olmak doğru iletişim kurmak için yetmez, önemli olan çözüm bulmaktır.
İletişim problemleri ile ilgili çalışmalar yaparken karşılaştığım en önemli sorunlardan birisi de kişiler arasındaki ihtilaflardan sonra tarafların çözüm bulmayı unutup kendilerini haklı çıkaracak sebepleri sayı dökmeleridir. İnsanlar her zaman adil ve haklı olmak için içsel sebepler bulabilirler ve bunların bazılarını düşünürken problemin ve gerekliliğin ne olduğunu tamamen unuturlar. Bir anne ile çocukları hakkında konuşurken öncelikle kendisinin çocuklarına karşı davranışlarını anlatmaya, hemen savunma yapmaya geçtiğini fark edersiniz. Aslında bunun çözüm için herhangi bir faydası olamaz çünkü doğru iletişim haklıyı haksızı birbirinden ayırt etmek için değil doğruya ulaşmayı sağlamak için gereklidir. İletişim problemlerinin neticesinde de benzer bir kısır döngü yaşanır, her iki taraf kendisini haklı gösterecek mazeretleri sıralarken çözüm için öneri düşünülmesi gereken zaman gereksizce harcanmış olur. İşte bu noktada sorulması gereken soru “o zaman ne yapmalıyız” sorusudur. Bu sorudan sonra doğru düşünmeye yönelmiş olur insanlar.
İletişim esnasında esas hissedilmesi gereken durumlardan bir tanesi de işte bu çözüm odaklılık durumudur. Çözüm odaklılık neyi istediğini bilmek erdemi kazandırdığından gereksiz mevzu ve düşüncelerden bizi uzak tuttuğu gibi iletişim kurmak istediğimiz konu ile ilgili hassasiyetimizi de zinde tutacaktır. Çözümü ve isteğimizi aklımızdan çıkarmadan kuracağımız iletişimler inanın bize daha akıllı ve daha mutlu yaşama seçeneği sunacaktır. Neyi istediğinin farkında olmak ve bunun için çaba sarf etmek bizi yanlış anlaşılmaktan da sürekli olarak koruyacaktır.
İnsanlar olumsuz telkin ve davranışlar yerine olumlu tepkilerden daha kolay etkilenirler .
Bir doğruyu ifade etmenin binlerce yolu olabilir. İletişim esnasında bizim kurduğumuz model her zaman en iyisi olmayabilir. Davranış kalıpları, insanın iç dünyası iletişim için etkili unsurlardır. Bütün bunları belki bir sonraki yazımızda bulmanız mümkün olacak lakin bu kısımda bahsedilmesi gereken konu insanların bilinçaltı seviyesinde olumsuz yargı ve düşüncelere karşı kapalı olduğu gerçeğidir. Olumsuz yargılar sadece olumsuz duygu ve düşünceleri tetiklerler.
Bir önceki yazımızda insanların duyusal temsil yapılarından bahsederken insanların iletişim esnasında kendi duyularında muhatabının anlattığı şeyleri bulmaya çalıştığından bahsetmiştik. Yani siz konuşurken karşınızdaki kişi sizin tasvir ettiğiniz şeyi görmeye çalışır, sizin bahsettiğiniz his ve duyguları hissetmeye çalışır, sizin anlattığınız sesleri iç dünyasında duymaya çalışır. Bu bilinçaltının otomatik talimatı ile gerçekleşen bir durum olduğundan bunu kontrol etmek neredeyse imkansızdır. Yani eğer size bir saksıdan bahsediliyorsa siz bir saksı resmini hayalinizde canlandırdığınız gibi onun ayrıntılarını bile şekillendiriverirsiniz hayalinizde, lakin doğru saksıyı zihninizde resmetmeniz her zaman mümkün olmaz.
Duyguların zihinde oluşan görüntü, his ve seslerden etkilendiğini elbette biliyoruz. Limondan bahsederken dişinizin kamaşıp ağzınızın sulanması zihninizde oluşan görüntünün tesiridir. O halde diyebiliriz ki zihin anlatılan şeyleri zihninde hayaller, resimler kurgulayarak anlamaya çalışır. O halde çocuğunuza;
- “Yaramazlık yapmayı keser misin?” derken onda uyandırdığınız his ve durum ile
- “Daha uslu davranamaz mısın?” derkenki oluşturduğunuz his ve durumu kıyaslamanızı isterim şimdi.
Eğer çocuğunuzu birinci modelle uyarırsanız onu yaramazlık (olumsuz duygu durum) ile ilgili görüntü ve hislerle baş başa bıraktığınız, bunun yerine ikinci modelle uyardığınızda uslu olmak (olumlu duygu durum) düşünce ve görüntülerini canlandıracağınız muhakkaktır. Olumlu yargılar çözüm odaklıdır, olumsuz yargılar sadece içinizi karartır. Birisine ne yapması gerektiğini anlatırsanız rahatlar ama aynı kişiye sadece olumsuzlukları gösterirseniz sadece huzursuz olacaktır. İşte bu nedenle beklide cümlelerimizin içerisindeki olumsuz kelimelerin sayısını her gün biraz daha azaltmamız gerekmektedir. İnsanlarda daha enerjik ve daha etkili duygular uyandırmak, onların harekete geçmelerini sağlamak için de olumlu yargıları daha etkin kullanmamız gerekir.
Beklide yapılması gereken en iyi model önce olumsuz durumu tarif ettikten sonra olumlu cümle ile muhatabımızın yapması gereken şeyi işaret etmektir. Örneğin yukarıdaki örnek “Yaramazlık yapman hiç hoş değil, lütfen biraz uslu olur musun?” şeklinde olursa en etkili şekilde uyarı yapmış olduğumuzu düşünebiliriz.
Kur’ an ın dil ve anlatım yönünden mucizevi bir yönü olduğunu hepimiz biliriz. Aslen demin önerdiğim model bizzat Kur’ an modelidir. Dikkat edin “Her zorluktan sonra bir kolaylıktan” bahseder Allah c.c. ve cehennem ayetlerinin hemen arkasından cenneti müjdelemektedir. İnsanları olumlu yargılara ve davranışlara ulaştırmak için olumlu duygu ve düşünceleri uyandıracak cümleler kurmamız gerektiğini asla unutmamak gerekir.
M. Emin KARAKAŞ



